Lilypie 5th Birthday PicLilypie 5th Birthday Ticker

20 Kasım 2008 Perşembe

Gece kek yapmaya kalkarsam:)

Son zamanlarda yaptığım kekler bulgur bulgur oluyor, ele alınca dökülüveriyordu. Bu konudaki tecrübelerine güvendiğim bir arkadaşım unu çok fazla koyduğum için olduğunu söyledi..Bende gecenin 2'sinde unu az bir kek denemeye karar verdim..
Malzemeleri karıştırdım, oldukça az un koyarak (ki tarifte de tahin kıvamında olması yeterli diye yazıyordu) fırına verdim keki.. ve birşeylerle oyalanmak için içeri odaya geçtim..Tam 10 dakika sonra kek ne haldedir diye mutfağa doğru yollanmıştım kii birde ne göreyim, mutfağın kapısından dumanlar çıkıyor, ortalığı keskin bir yanık kokusu sarmış..:( Fırının kapağını açtığımda, fırının alt tablasının tamamen yanmış kek ile kaplandığını gördüm..Benim ızgara üzerine koyduğum unu az sevgili kekim kabara kabara kalıptan taşmış bütün fırını mahvetmişti..
Yinede birşeylerin kurtarılabilir olduğunu düşündüm ve kekin altına bir tepsi yerleştirip duman ve kokunun sebebi alt tablayı çıkararak tekrar fırının kapağını kapattım ve yine mutfaktan çıktım..Bu sefer mutfağa biraz daha yakın bir yerde konaklayıp olacakları bekledim..(Bu arada buraya kadar okuyanlar benim saray gibi bir evim olduğunu mutfaktan çok uzaklara gittiğimi düşünmesinler:) evim kibrit kutusu kadar bile değil:) ) Mutfaktan gelen koku ve duman kesilmeyince tekrar bi göz atma ihtiyacı hissettim.. Çünkü bu koku ve duman bu şekilde devam ederse komşularımın difa-ul medeniyi (İtfaiyeyi) çağırması an meselesiydi..
Sonuç tahmin ettiğim gibiydi:( halen daha uslanmayıp kabarmaya devam eden kekim tamamen kendi iradesi ile kalıptan tepsiye intikal etmiş oda hali ile alt tablada olmayınca yanarak duman ve kokuyu devam ettiriyordu..:(
Tamam pes ettim diyerek fırını kapattım evdeki tüm havalandırma kaynaklarını açtım ve üzerimdeki bu stresi ancak yazmak rahatlatır diyerek buraya aktardım..:)
Yok olan emeğime, temizlemek zorunda olduğum simsiyah bir fırın ve edevatlarına, evimdeki keskin yanık kokusuna yanmıyorum..:( Duman kokusundan rahatsız olduğu için uyuyamayan Kayınpederimin ''bu gelin sabahlara kadar evde periler gibi dolandığı yetmiyormuş gibi bu saatte kek yapma aşkından bizi dumana boğdu'' diye hakkımda düşündüklerine yanıyorum..:) Halbuki tek niyetim adamcağızın sabah kahvaltısına mis gibi bir kek koymaktı..:(
Neyse olan oldu artık gidip tüm gürültülerimle temizleyeyim şu mutfağıda deliller ortadan kalksın bari;)

19 Kasım 2008 Çarşamba

Bizim evin nağmeleri..:)

Bu aralar bizim eve bir radyo vericisi kurulsa epey bir dinleyici kitlesi toplarız herhalde..Ben dinlemezdim diyerek ön yargılı olmayın hemen, bizde her kesime hitap edecek yayın mevcut..;)

İbrahim Eren'in okul dersleri 4 bölümden oluşuyor..Arap alfabesi, rakamlar, ingilizce ve Kur-an.
Okulda yeterince çalıştırılıyorlar aslında..fakat bizimki arapçayıda yeni öğreniyor olduğu için bende evde desteklemek zorundayım..
Evde de işi oyuna dökmeye çalışıyoruz yoksa mümkün değil küçük adam birşey öğrenmeye yanaşmıyor..:( Hal böyle olunca tek kurtarıcımız şarkılar, sesli ve görüntülü yayınlar..Sorunda orada zaten, bir şarkı yahut Kur-an'dan bir sure (teyipten veya bilgisayardan) açtığım zaman eğer çok dikkatini çekecek birşey yoksa başında durmuyor, alıyor oyuncaklarını evin en sakin ortamına taşınıyor:) zaten dikkat çeken birşeyde varsa bütün dikkat ona yoğunlaşıyor dinlediğinide anlamıyor:) E bu durumda iş anneye düşüyor, ezberliyor bütün şarkıları bütün gün evde İbrahim nereye giderse oda işini oraya taşıyıp söylenip duruyor:)

Bir saat boyunca evimizde, Whellss on the bus go round and round, round and round...nağmeleri çınlarken bir sonraki saatte, Elifun Erneb yecri yel-ab yekulu cezeren... diye devam eden nağmelerini dinleyebilirsiniz..:D Bunlar gün içinde çeşitli saatlere dağılmış;
Felak Suresi,
Mesed Suresi,
Old Mc Donald had a farm E I E I O....şarkısı,
Elif Be Te Se Ciiim Haa...diye devam eden uyduruk şarkımız:),
Vahid, İsnan, Selasee...(rakamların şarkısı) diye uzayıp gidiyor...:)
Bazen beynim laçka oluyor, gece uyurken bile şarkıları sayıkladığımı düşünüyorum:) neyseki kocamdan henüz bu konuda bir şikayet almadım;)

Hele bir rakamların şarkısı varki İbrahim'den daha çok ben hayranım ona, gece gündüz dilimden düşüremiyorum şu ara:) Nasıl birşey olduğunu merak ediyorsanız burada..

18 Kasım 2008 Salı

Bu ne hal?

Az önce bloğuma bir yabancı gözü ile bakayım dedim ilk defa...Şimdiye kadar sağını solunu düzeltmek için uğraşmaktan hiç fırsatım olmamıştı..
Bloğu baştan sona okumaya çalıştım ama okuyamadım:) düşük cümleler, bozuk kelimeler, imla hataları alt üst ettiler bütün konsantrasyonumu..Ben Türkçeyi unutmuşumda haberim yok..:( Bu gurbet ellerde ecnebi olduk, ne arapçamız oldu, ne türkçemiz kaldı..:( var olan bir dilimizdi ondan da olduk iyi mi?
Başka bir yerde görsem mutlaka eleştirmeden geçemiyeceğim bu eksikliği kendi bloğumda da eleştiriyorum..:) Okuyanlardan,okumak zorunda kalanlardan özür diliyorum..
Uzun zamandır kitap okumadığımı ortaya çıkardı bu blog rezil etti beni:) gerçi İbrahim Eren'in olur olmaz heryerde konuştuğum türkçeyi düzeltmeye çalışmasından, '' Anne makinede değil, makinada makinada diyeceksin'' diyerek beni yerin dibine sokmasından anlamalıydım türkçemin ne hallere geldiğini..
Bu arada babacığımada sitemlerimi göndereyim. Bloğumu takip ettiğini düşünüyordum..Yazarken türkçe karakter kullanmadığım için sürekli beni uyaran babamın bu eksikliği en başından fark edip beni uyarmasını beklerdim..Adamcağızda bildiğini yapıyor nasılsa diyerek beni kendi halime bırakmış belli oldu:)

16 Kasım 2008 Pazar

Uyku Duamız..


Her çocukta olduğu gibi İbrahim Eren'in de gece korkuları var. Özellikle de odasını ayırdıktan sonra daha da arttı korkuları.. Ama benim gibi korkusunu bahane edip ebeveyn yatağına kaçmıyor:)
Ben korkusunu yenmek için çareler ararken İbrahim bana tüyoyu verdi;) Birgün onu yatırmak için yatağına eğildiğimde dualar mırıldandığını fark ettim..Kulak verdiğimde, ''Allah'ım korkuç kötüleri bağla, onları benim yanıma gönderme diyordu''..:) O küçücük yürek bile sığınacak biryerler arıyor, duanın gücüne inanıyordu demek.. Aslında bizde yatmadan önce beraber dua okuyorduk ama okuduğumuz dualar arapça olduğu için anladım ki, çocuğu tatmin etmiyormuş.. ''Sana dua öğreteyim onu okumak istermisin'' diye sordum.. ''Evet'' diye cevapladı.. Bu aralar bu duayı o kadar benimsedi ki öğle uykusuna yatarken bile mutlaka okumadan uyumuyor..Ve gecenin bir vakti yine bu duayı okuduğunu duyarsam anlıyorum ki hoşuna gitmeyen rüyalar görmüş..:)

Geldi uyku zamanı, huzur gönder Yarabbi
Bütün yaratıklara rahatlık ver Yarabbi
Güzel rüyalar görüp uyanalım inşaAllah
Lailaheillalah MuhammedRasulullah...

13 Kasım 2008 Perşembe

Cevabi en zor sorular..


İbrahim Eren'in kahramanlık sevdalarından daha önceki yazılarımda bahsetmiştim..Bu yaşta normal midir yoksa bizimkinin hayal dünyası mı çok geniş bilemiyorum, bazen o kadar ileri gidiyorki Dünyayı kurtaran adam bile küçük kalıyor yanında:) Böyle zamanlarında kendini çok fazla kaptırmasın diye Allah'ın varlığından ve büyüklüğünden bahsediyorum ona..Her ne kadar duygularını en doruklarda yaşadığı anlarda beni dinlemiyor gibi görünsede bazı şeyler kafasına girebilmeyi başarmış ve aklının bir köşesine takılmışlar demek...
Bugün onu yatırıp uyumasını beklerken bana çok ilginç bir soru sordu, ''Anne ben niçin Allah olmadım?'' dedi..Bu soruya nasıl bir cevap vereceğimi bilmiyorum:( Yığınla okuduğum gelişim kitaplarının hiçbirinde Allah'ın yerinde olmak isteyen çocuğa nasıl davranılacağı yazmıyordu:( Allah'ın yaratılmadığını fakat bizim yaratılmış olduğumuzdan bahsettim ama onun henüz bunları anlayacak kapsite de olmadığını biliyorum. Söylediklerimin pek çoğunu anlamadığının farkındayım...
Bebekliğinden beri uyuturken ona Allah'ın isimlerini ve Peygamberimiz için salavatlar okuyorum, şimdiden o güzel isimler aklında yer etsin diye..Geçtiğimiz günlerde (çok şükür) okuduklarımın ne anlama geldiğini sordu..Bende ona Allah'ın ve Peygamberin isimleri olduğunu açıkladım.. ''Allah'ın ve Peygamberin bu kadar çok isimleri var ise niçin bana yalnızca İbrahim Eren ismini koydunuz?'' demez mi..:)Yine afalladım bir müddet ne cevap vereceğimi düşündüm:) Peygamberimizin o isimleri daha sonradan hayatında yaptığı iyilikler karşılığında aldığını, kendiside iyi bir insan olursa ona da başkaları tarafından pek çok güzel isimler verilebileceğini anlattım ama ben sözümü bitirdiğim zaman uyumuştu bile.:)
Bütün çocuklar böyle bir dönemden geçiyorlar mı acaba? Yoksa biz mi sebep oluyoruz bu kadar abartmasına bilemiyorum.. Örneğin sokakta yürürken bize '' Elimden tutmassanız size araba çarpabilir, düşebilirsiniz. Eğer kendinize birşey olmasını istemiyorsanız gelin ve elimden tutun çünkü ben kahramanım bana birşey olmaz'' diyor:D ve bunları söylerken yaya yolunda yürüyen biz, araç yolunun ortasında yürüyen de kendisi:D
Sokağa çıkarken asker kıyafetlerinden başka birşey giydiremiyorum..Mutlaka üzerinde asker yeşilinden birşeyler olacak:) Önceki gün yolda yürürken çamurlu çok pis bir alandan geçmeye çalışıyordu..Bende '' Eğer o çamurlara basarsan çok sevdiğin kıyafetlerin kirlenir üzerine mikroplar bulaşır'' dedim..El cevap; ''Ben kahramanım ya anne, öldürürüm o mikropları'' :) Anlayacağınız benim oğlum kahraman olduğu gibi daha şimdiden Domestosun tahtınada aday:P

9 Kasım 2008 Pazar

Ya ölseydin karınca!



Karıncalar.. evimizde bizden başka uzun süre yaşamayı başarabilen tek canlılar..Şimdiye kadar hayvan ve bitki adına(balık, saksıda çiçek, bambu ve hatta hamam böceği vb. haşerat) her ne geldi ise evimize, fazla hayatta kalamadı malesef:( Ailemizden birini yemeden salıveridiğimiz Cennet papağanını dahil etmiyorum bu saydıklarıma.. Karıncalarında def-i için hertürlü yönteme başvurdum ama yoruldum kendi hallerine bıraktım artık..Onlarda benim yemeklerimi çok beğeniyorlar diyerek (kendimi böyle teselli ediyorum:D..) karışmıyorum gayrı..
Dün akşam mutfakta yemek hazırlığı yaparken İbrahim Eren'de ayaklarımın altında ufak bir karıncayı elindeki karton rulo ile oyununa dahil etmeye çalışıyordu, uzun süreli sessizliğinden sonra aramızdaki diyalog;
-Anne bu karınca ölmüş
- Ya! sanki az önce yaşıyordu
-Zaten yeni ölmüş
-Hym peki nasıl ölmüş?
-Bu rulo onu öldürmüş
-Koy bakayım o ruloyu yere..Kendi başına hareket edebiliyor mu?
-Hayır edemiyor
-Demek ki onu birisi eli ile tutuyordu
-Evet ben tutuyordum
-Yani bu ne demek oluyor?
-Karıncayı ben öldürdüm demek mi oluyor anne? Hüzünlü bir şekilde kafamı sallayarak,
-Sanırım öyle...dedim
Pişmanlığı her halinden belli oluyordu..Bir müddet daha izledi karıncayı ve birden feryad etti
-Anne karınca ölmemişş, canlanıyor..
-O halde Allah'a dua et dedim.. Ona sağlık versin..
Ama nasıl dua edeceğini bilmiyordu..Benden yardım istedi..Duayı ben söyledim O da tekrarladi..
''Allahim ben bu karınca ile yalnızca oynamak istemiştim, amacım onun canını yakmak yahut öldürmek değildi..Lütfen ona sağlık ver..Yuvasına, kendini bekleyen yavrularına gitsin..Bir daha hayvanlara bu şekilde davranmıyacam söz veriyorum Allah'ım..''
İbrahim'in yüzüne bir baktım ki gözleri nemlenmiş neredeyse ağlayacak..Kendime ne yapmaya çalıştığımı sordum.Çocuğa hayvan sevgisi öğretmeye çalışırken neredeyse travma yaşatacaktım:) Ya karınca ölürse.. İbrahim'in bu duygu yoğunluğu ile neler yaşayabileceğini düşündüm ve bıraktım ona dua ettirmeyi kendim içimden ''Allah'ım nolur yaşasın bu karınca'' diye dua etmeye başladım:)
Ve karınca yaşadı..:)Allah dualarımızı kabul etti. Şükürler olsun.. biraz sonra ayaklandı dolanmaya başladı fakat karıncanın ciddi bir travma yaşadığı belliydi:) dakikalarca olduğu yerde döndü durdu:) İbrahim 'Anne neden evine yavrularına gitmiyor burada dönüp duruyor?' diye sorunca, ' Sevincinden yavrum sağlığına kavuştu ya' diye cevap verdim:) Sanırım bundan böyle İbrahim artık yolda yürürken bile karıncalara yol verecek:D

Oyun hamuru ile yaptıklarımız..


Bizim dönem dönem sevdalarımız olur, ama öyle böyle sevdalar değil ölesiye bağlanırız. Rüyalarımıza girer, oyunlarımız sadece onların üzerine kurulur.Sadece onların çizgifilmleri izlenir. Bu kadar ölesiye bağlandığımızdan mıdır zaman sonra bırakıveririz bi kenara.. Hatırası vardır diye atmayız ama eskisi kadar da anmayız artık..Şimdilerde sevdamız Şimşek Mcqueen..Öyle ki;
-Ne yesek İbrahim Eren?
-Şimşek Mcqueen
-Nereye gitsek İbrahim Eren?
-Şimşek Mcqueen
-Ne yapsak İbrahim Eren?
-Şimşek Mcqueen...Bu muhabbet böyle uzar gider artık..Oyun hamurlarımızı da elimize aldığımız zaman sonuç farklı olmadı tabi:) Çaresiz Şimşek Mcqueen yapmak zorunda kaldık. Fena da olmadı hani. bende seviyorum galiba bu sevimli arabayı:) Ama İbrahim duymasın benimde favorim Mater;)Mater babasının favorisi diye onu kimseye vermiyorda:)

Hangisinin İbrahim'e ait olduğu ayırd edilebilir herhalde:)Yinede çok becerikliydi oğlum.Herhangi birşeyi yaparken mutlaka birkaç sefer yerinden kalkar, sıkılır bırakır giderdi fakat bu sefer yapılan Şimşek Mcqueen olunca hiç başından kalkmadan bitirdi:)


Bu da ben oyun hamurlarını hazırlayana kadar İbrahim Eren'in yuvarladıkları:) Pek bi korkunç görünüyor:D