Lilypie 5th Birthday PicLilypie 5th Birthday Ticker
İbrahimin çocukluğu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İbrahimin çocukluğu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Haziran 2009 Pazartesi

Karnemizi aldık..


Bahar aylarına girdiğimizden beri sanki birisi günlere ip bağlamış çekiyor:( Hiçbirşeye yetişemiyorum günler çabucak geçiveriyor. Ben ise hep yoğunum, hep işim var, hep bişeyler yetişmiyor, hep yorgunum:( Kışın ne yapsamda zaman geçse derdim, şimdi de neyi yapmazsam zaman kazanırım derdindeyim:)
Bu yoğunluğa İbrahim'de dahil tabi.. Geçtiğimiz hafta muhteşem bir törenle karnesini aldı ve annesinin yoğun programından tören telaşını çıkartıp İbrahim'i kovalama telaşını ekledi..

Bugünlerde kendi çocuğumu tanıyamıyorum:( hatta gören hiçkimse tanıyamıyor. Başlarda biraz hoşgörü zamanla çare olacaktır diyordum ama artık Türkiye'de bir hiperaktive testi yaptırmayı ciddi ciddi düşünüyorum. Tek tesellim dikkat eksikliğinin olmaması. Tabi bu kendi tesellim...

Gelelim karne törenine.. aslında yazılacak çook şey var ama malum vakit yok:) Birkaç resim ve ekleme ile kısaca bahsedeceğim.


Bu prova gününden bir resim.. İbrahim Eren'in fotoğraf çektirdiğini gören kızlar hemen etrafında toplandılar. Ayrıca diğer vakitlerde de kızların İbrahim Eren'e ilgisi çok fazla:) dikkatimden kaçmadı;)

Törene ait bir resim yok malesef:( burada kadınların olduğu ortamda resim çekmek yasak olduğu için çekemedim. Okul özel fotoğrafçı ile çocukların resim ve videolarını çekti fakat fotoğrafçıda işi beceremedi sanırım. Çektiği fotoğraflara henüz ulaşamadık. Belki önümüzdeki sene başında ulaşabilirmişiz:) iyiki prova gününde birkaç resim çekmişim;) şimdi bunu bulamayan annelerde var;)

Tören sonrası içinde karnesi ve çeşitli hediyelerin bulunduğu çantası ile okuldan çıkarken.. Ağzı gözü bir türlü yeride durmadığı için var olan resimleride bu halde:)






Bu video (eklemeyi becerebildiysem) İbrahim Eren'in tören için ezberlediği şiiri..
(Şiiri okurken o kadar tembihledik ki ''elini ayağını oynatma'' ''sağa sola bakma'' diye.. 4. çekimde ancak bu kadar hakim olabildi kendine:D)

Birde sınıf ile birlikte ''Ummi Kam Ahwaha'' şarkısını söylediler.. Onuda dinlemek isteyenlere youtubeden videosunu ekliyorum..


İbrahim Eren ve sınıf arkadaşları sahneye çıktıklarında arkadanda bu şarkı çalmaya başladı. Onlarda ellerinde kocaman birer kırmızı kalp ile şarkı eşliğinde salındılar:) tören sonrasında da o kalpleri annelerine hediye ettiler..



Başka neler mi yaptık??


TRT de yayınlanan Efsane Prens dizisine hayran olduk. Öğlen uykumuzdan fedakarlık ettik mutlaka izledik.. Hatta o kadar gaza geldik ki dizinin kahramanı Jumong gibi bir savaşçı olabilmek için bir Taekwando kursuna bile yazıldık.:)


Fakat kursta bir-iki tekme yiyince ben savaşmayı öğrendim zaten diyerek gitmek istemedik. Daha sonra çok kıymetli canımızın yandığını itiraf ettik;)




Alışveriş merkezinde rasladığımız Miki Fare ile sohbet ettik poz verdik..

İki balığımızın ölümünü gayet olgun karşılayıp, babamızla birlikte cenazelerini evimizin önündeki ağaçların dibine defnettik..


Külahta dondurma yemeyi öğrendik..


Boş vakitlerimizde özgün sanatımızı sergiledik..


Bu kadar yeterli sanırım vakit yok filan derken oldukça uzun bir post oldu okuyacaklara sabır diliyorum;)vaktim olsa nasıl olurdu ben bile merak ettim şimdi:)
Bir hafta içerisinde Türkiye yolcusuyuz inşaAllah. Umarım Türkiye'den post gönderme fırsatını yakalarız.. Medine'den sevgiler..

8 Mayıs 2009 Cuma

Okullu balık..



İbrahim Eren'in okulda her hafta farklı bir konu işlediklerinden bahsetmiştim.
Örneğin bir önceki hafta konu, aromaların yiyeceklere kattığı tatlardı. Bir hafta boyunca vanilyalı, kakolu, muzlu, çilekli bisküvi yemekten helak olmuştu çocuklar:))

Bu haftaki konuları ise Su ve suda yaşayan canlılar.. Bundan dolayı her çocuktan okula bir balık getirmeleri istendi. Hem balıkların sudaki yaşamları gözlemlenecek hemde bu yaşta bir canlının sorumluluğunu üstlenerek çocuklara sorumluluk duygusu kazandırılacak..

Her ne kadar birkaç hafta önce saksılara ekip, İbrahim'i sulaması için görevlendirdiğim tohumlar aşırı sulanmaktan çürümüş olsada, özgüven gelişimi için bu mavi balık da hafta başında İbrahim Eren'le birlikte okula başladı;)

Aklı okuldaki balıkta kalmasın ve olurda ölürse teselli etsin diye evde boş duran akvaryum içinde bizi gördükleri zaman kafalarını kuma gömmeye çalışan bu balıkları aldık:)
Şimdilerde İbrahim Eren beş adet balığın sorumluluğunu üstlenmiş durumda.. Buraya kadar herşey normal gibi görünse de bu hafta bir balık uğruna hem beni, hem öğretmenini, hem servis teyzesini hemde zavallı mavi balığını helak etti.. Neden mi? Mavi balık okulda kalırsa korkarmış diye hergün İbrahim Eren'le birlikte okula gidip eve geri geldi:) yol boyunca servis teyzenin hiç derdi yokmuş gibi taşıma kavanozuyla birlikte kucağında seyehat etti:) okul haricinde dışarı çıkarken bile balığı yanımıza almayı planlıyoruz ama şimdilik annenin çığlıkları buna müsade etmiyor;)

Umarım ömrü uzun olur.. Ölmemeleri için dualar ediyoruz ama birgün mutlaka bu gerçekle karşı karşıya kalacaz.. Ölümün ne anlama geldiğini biliyoruz fakat bu aşırı sahiplenme duygusunun tepkileri nasıl yönlendireceğini kestiremiyoruz..

7 Nisan 2009 Salı

Efsane şeker :)


Çocukluğunda Mevlana şekeri yememiş, bu şekerle bir hatırası olmayan çocuk var mıdır acaba?

İbrahim Eren'de geçtiğimiz günlerde tanıştı Mevlana şekeri ile...

O'na tanıtırken,
-Bak oğlum bu benim çocukluğumun efsane şekeriydi diyerek ikram etmiştim.. birkaç saat sonra yanıma gelerek,

-Anne ben bir tane daha hapishane şekeri yiyebilirmiyim? diye sorunca şaşkınlık yaşadım. Acaba hapishane şekeri neydi bu çocuk ne istiyor diye:)

-Hani senin çocukluğunun hapishane şekeri varmış ya ondan istiyorum diyince iş aydınlığa kavuştu ama durumu düzeltme gereği duydum,

-Anneciğim ben hapishane dememiştim efsane demiştim yani bu şeker ben çocukken benim için çok önemliydi ve her zaman bulunmazdı bulduğumuz zamanda sertleşip taş gibi olana kadar kıyıpta yiyemezdik diye anlatıyordum ki İbrahim Eren;

-Herneyse işte o kestane şekerinden bir tane daha istiyorum.. diyiverdi.:)

Genç nesile kendimizi anlatmak ne kadar zor..:P

Keşke en başından ''Bak oğlum bunun adı Mevlana şekeri, tadına bakıp yiyebilirsin hatta beğenirsen bir tane daha ye ama nolur benim çocukluk efsanelerimi altüst etme deseydim:)

20 Mart 2009 Cuma

Nasıl bir başlık atacağımı bilemedim:(

Okuyucularıma karşı çok mahcubum.. Elimde olmayan sebeplerden filan değil, tamamen kendi tembelliğim yahut uzun zamandır içinde bulunduğum maratonun yorgunluğundan diyelim;) bloğumu güncellemek hatta internete bile girmek içimden gelmiyordu. Bugün yeneceğim bu tembelliğimi diyerek geçtim bilgisayarın başına.. postun sonunu da getirebilirsem ne mutlu bana;)

Bu aralar çiçeklere fena takmış durumdayım. Yeni evim bütün gün güneş aldığı ve çiçeklerimin evimi sevdiğini de görünce iyice heveslendim. Annem bunu okuyunca çok şaşıracaktır eminim :)
 (anneciğim her kız yaşlandıkça annesine çekermiş teorisini artık bende kabul ediyorum, aslıma dönüyorum yani çaresizim kurtuluş yok:D )
İki gün önce kendi ellerimle solucan dolu toprağı saksılara pay edip, çiçeklerimi köklerini parçalayarak yerleştirdim:) Umarım ömürleri uzun olur;)

Bunlar penceremin önünü süslüyor. Gün içinde kaç sefer pencere önünü ziyaret edip köklerini didiklediğimi hatırlamıyorum bile:P Cinslerini, adlarını bilmiyorum. Bilen arkadaşlar söylerse memnun olurum.


 Bu da sevgililer gününde gelmişti;) Halen daha capcanlı ve 3 ayrı filiz vermiş durumda..


Çiçeklerden bahsedilirde İbrahim'den bahsedilmez mi? 
Bugün O'nun günüydü. Günlerden Perşembe yani tatil günü olunca çok uzun zamandır yapmadığımız birşeyi yaptık ve ailece elele hareme kadar yürüdük ve en önemlisi İbrahim'e bugün ''yapma'' ''etme'' demedik. O'da dilediğince yerlerde yuvarlandı toza toprağa yattı, bulandı ama çok eğlendi ve en önemlisi yoruldu:) eve gelince yemeğini ancak yiyebildi olduğu yere sızdı kaldı:) eh sabahın sekizinden beri full enerji hoplayıp zıplıyordu. Uyusunda annesi biraz dinlensin artık:) 

Haremden sonra uğradığımız alışveriş merkezinde kiraladığımız bu motorla alışveriş merkezinde dolaşanları ezmeye kalktı, dükkanların içine girmeye çalıştı. Motorun zamanı dolup teslim ettiğimiz zaman Esnaf ve müşteriler derin bir nefes aldı:)

İbrahim Eren'e eğlence mi yok. Daha sonra kendisine İran'lı bir arkadaş buldu. yaşça çok küçük olmasına rağmen hareket ve yaramazlıkta ortak noktayı bulup alışveriş merkezinin altını üstüne getirdiler..


Bugün çok ilginç birşey daha yaptı.. Sabah herkesten önce uyanıp çizgi film izlemeye koyulmuşken, yanıma gelip beni uyandırdı ve ''anne kızmazsan sana birşey söylecem'' dedi. Uyku sersemliğiyle söyle bakalım dedim:) yoksa kızılacak birşey ise kızarım diye pazarlığımı yapardım:P  ''Ben oturma odasındaki perdeyi düşürdüm'' dedi. '' Nasıl başardın'' diye sorduğumda verdiği cevap daha ilginçti. '' Şeytan bana perdenin ipini çek, perdenin ipini çek dedi bende kendime hakim olamadım çektim, perdede boom diye düşüverdi'' dedi:D 

Bugünlük bu kadar yeter.. Bir daha arayı bu kadar açmamak dileği ile..



27 Şubat 2009 Cuma

Şükür kavuşturana..

Nihayet bilgisayar başına geçebilme imkan ve vaktini bulabildim. Çok yorucu günler geçirdim ve halen daha yığınla yapmam gereken işim var, şükür en zorları geride kaldı. Bizleri merak eden dostlarımıza teşekkürü borç biliriz;) 
Bu kadar uzun bir arada neler mi yaptık? Şükür kendimizi üst kata atabildik, yarım yamalak da olsa yerleştik, okulların yarıyıl tatili bizim için tek fırsattı ve bu fırsatı değerlendirip Umre'ye gittik ve birkaç saat öncede evimize döndük şükürler olsun.. Yolculuğun yorgunluğundan mıdır bilmem, başımdaki korkunç ağrıya rağmen birkaç resimde ekleyerek ayrılacam şimdilik;) Malum daha yapmam gereken çok işim var;) İnternetimizde yeni evimizde pek nazlı sağolsun, sürekli bağlantı kopup duruyor:( bu ev düzeni oturtana kadar beni epey uğraştıracağa benziyor hamdolsun.. 

Gelelim İbrahim Eren'den haberlere.. 
İbrahim'e bir haller oldu, inanılmaz hareketlendi bir saniye bile yerinde durmuyor:( gürültüsü de cabası:( Evin taşınması okul tatiline de denk gelince, çekilmez dayanılmaz bir velet oldu bu aralar. Sanırım işlerimizin yoğunluğundan O'nunla ilgilenemediğimiz için dikkat çekmek için kendine böyle bir yöntem seçti. Kah okulları tatil edene, kah İbrahim Eren'e kızarak geçirdik günlerimizi:) Önümüzdeki Cumartesi okullar açılıyor ve İbrahim'in yarım günde olsa enerjisini okulda harcayağı için mutluyuz:P
İbrahim Eren muhteşem bir karne ile yarıyıl tatiline girdi,Aslında karnesinin resmini koymayı isterdim ama çok sayfalı ve çok yazılı bir karne, ben bile baştan sona bir kere ancak okuyabildim. Okulunun her hareketini izlemlemesi, not etmesi ve uzmanlarının fikirlerini yazmış olması beni oldukça memnun etti belki sene sonunda istek ve talep olursa :P karnesini sayfa sayfa eklerim;)



Uzun yıllardır İbrahim için sakladığım beyaz eşya kolileri ev taşınmasında da görevlerini tamamlayınca, bir tanesinin ön tarafına bir kapı, yan taraflarınada birer pencere açtım, başka bir kutu ile üzerine çatı yaptım, bacasız olmazmış bacasına horozlar koyacakmış diye birde baca yaptım, içerisinede bir el feneri astım ve İbrahim Eren'e ait kocaman bir ev oldu;) daha sonra da dilediğince süslemesi için kendisine teslim ettim, en fazla 10 dakika oyaladı ama çok mutlu oldu.. Halen daha odasında sapasağlam duruyor arasıra içerisine girerek masal kitaplarını okuyor;)
Bir diğer kutuda isteğe göre uzay gemisi yahut araba olmak için kenara ayrıldı..





Bu resimlerde Umre'den.. Fakat bir saniye bile yerinde durmadığı için pek fazla net resim yakalayamadım:( Biz idare ettik ediyoruz artık, size de tavsiye ederiz;)

Bu resmi anlaşmalı çektim.. Arkasında da Kabe manzarası olsun diye çok çırpındım ama o sırada yan tarafımızda bir kadın fenalık geçirmeye başlayınca dikkatler yine dağıldı ve bu resim çıktı ortaya:) daha sonrada yakalabilene aşk olsun:)


Nadir net resimlerden birisi:) gecenin yarısı hava serin olunca böyle sarılmış ihramina:)

Şimdilik ayrılıyorum. İnşaAllah artık vakit bulabilirim internette azizlik yapmazsa dostlarımın bloglarını gezecem tek tek..;)



2 Şubat 2009 Pazartesi

Bir daha taşınmak istersem biri bana bu postu hatırlatsın:)

Sıkıldım ben ya, taşınmak bana göre değilmiş. Habuki ne kadar çok istiyordum. ama ben bir an önce olsun bitsin istiyormuşum. Şimdi işler uzayınca canımı sıkıyor. Hatta bazen kendime taşınmak senin neyine ne güzel kirli pasaklı oturuyordun şurada diyorum:) birkaç dakika dinlenip kafamı farklı birşeyle dağıttıktan sonra da ne zamana kadar böyle başıboş sorumsuz yaşayacaktın artık kendine çeki düzen vermenin vakti gelmişti diyorum:) Galiba ortama ayak uyduramayan benim duygularım:)
Birde boyacıyla başım dertte şimdi:) Adamcağız boya kokusundan olsa gerek iyice bulmuş kafayı, bildiğini yapıyor:) Habuki çok takıntılı bir yapım var, duvardaki bir pürüz, bir leke o odaya girmememe hatta eve taşınmak istemememe sebep olabilir. Sağolsun eski komşularımda yememiş içmemiş duvarları matkapla delip çivi çakmışlar, artık çakacak yer kalmayıncada boşlukları silikonla doldurmuşlar. Bu işinde bir usulu var canım silikon duvar deliği doldurmak için icad edilmemişki. çok yaratıcı komşum kendi icadı gibi kullanmış ama:P
Boyacı amcamda bu durumdan pek rahatsız görünmüyor, gerçi ben boyadan sonra bakacam onların icabına dese de(nasıl olacak pek anlamadım), ben karşımda boyanmış kaymak gibi duvar göremeyince çileden çıkıyorum:( Biraz önce yine yukarı çıkıp boyamak için hazırladığı odadaki silikonlara bir el attım;) Öyle kolay kolayda sökülmüyorlar yerlerinden, ancak takı yapmak için kullandığım aletlerle oyarak deşerek sökebiliyorum:) yani boyacı yapamaz bu işi:P Amcam ben oradayken ilgilenmiyormuş gibi davransada eminim ardımdan bildiği en güzel iltifatları etmiştir :D çünkü O boyasını karıyordu, ama kardığı boyayı duvara sürebilmek için birkaç saatini alacak daha iş çıkardım başına..
Birde renk davamız var şimdi:) Ben boyayacağı oda için lila rengi istemiştim. O kanarya sarısı yapalım biz burayı diye ısrar ediyor:) Yatak odası için kemik rengi olsun dedim. Amcam pembe almış, bu aralar yatak odasında pembe renk revaçtaymış:) Benim bordo-kahve-krem temalı odamada pembe nasıl yakışır:) ama amcamı mı kıracam iki duvar pembe iki duvar krem olsun dedim. Ben o şekil duvarı 17 yıl önce boyamıştım diyerek beni geriden gelmekle itham etti birde:) 
Mat boyaydı parlak boyaydı kavgamızdan bahsetmiyorum bile.. Ben janjanlı ambalaj kağıdı gibi duvar istemiyorum. soft olsun mat olsun diyorum. Amcam, napcan mat duvarı sen onu silemezsin lekesini temizyeleyemezsin biraz parlak olsun diyor. demekle de kalmıyor bildiğini yapıyor zaten:) Yıllardır mat boya kullanıyorum sildimde yıkadımda bişe olmadı diyorum. Hade canıım sendee diyor:D Kazasız belasız bitseydi bari şu boya işi:) ondan sonrada seramikçi gelecek, onada takacak birşeyler bulurum ben :) 

Bugünleri unutmamalıyım ki bir daha taşınmaya cesaret edemiyeyim. Yoksa temizliğin tadını alırsam her temizlik vakti taşınsam diye tuttururum ben:P Gerçi unutamıyacağım bir evim var şu anda, toparlamaya çalıştığım eşyaları toplamaktan çok saçıp dağıttığım adım atacak yer bırakmadığım bir ev:( bu durumdan en çok İbrahim Eren memnun, kendisine o kadar çok eğlenecek şey buluyorki. Bundan sonra canı sıkıldığı zaman dibi köşeyi döküp önüne verecem birkaç gün aramaz beni herhalde:P
Dün okuldan geldikten sonra daha üstünü bile tam çıkarmadan, benim atmak için ayırdıklarımdan kendine bir kostüm hazırlamış:) resmini çekmeye çalışırkende bana poz veriyor.. Resimleri buraya ekleyecem ama birkaç yıl sonra aklı ermeye başlar, beni niçin buralarda madara ettin diye hesap sormaya kalkarsa ne derim bilmiyorum:)


Kafasında yazlık küçülmüş bir şapka, ellerinde kışlık eldiven, ayağında daha okul pantolonu, üzerinde de atlet:)



Yeri gelmişken ekleyeyim bari.. İbrahim Eren annesinin karnındayken babası 2000 parçalık bir puzzle işine el atmıştı. İbrahim Eren 3-4 aylık olunca, babasının ancak yarılayabilmiş olduğu puzzla, nasıl olmuşsa bebek koltuğundan sıyrılarak inmiş ve parçalarını yemeye teşebbüs etmişti:) Annesi de, kocasının o kadar aylık emeğine acımayıp darmadağın edip kutusuna doldurmuş, bi ara yok ederim bunu diyerek bir köşeye tepiştirivermişti.  Dip köşe dökülünce puzzlede ortaya çıktı :S  Babasıda ben bunu yapacam diye tutturunca hiç kalabalığımız yok ya, 100'e 70 ebatlarında bir karton üzerinde birde o dolaşıyor ortalıklarda:) 

Bu birkaç gün önceki hali.. Bugün itibari ile en fazla yerleştirilecek 50-60 parçası kalmış durumda. Tam olarak bitip, çerçevelendikten sonra yeni evimizin duvarını süslerken bitmiş fotosunuda eklerim inşaAllah..

Bitince böyle olacak..

29 Ocak 2009 Perşembe

Laptop hırsızı:)




Şimdiye kadar hep korudum O'nu bilgisayarlardan, nasılsa sonunda birgün öğrenecek bu küçücük yaşında radyasyona maruz kalsın istemedim.. Fakat okulda bilgisayar dersleri varmış. Bundan tabiki haberim vardı, ama bu kadar çabuk ve fazla şey öğrenebileceğini tahmin etmiyordum. Artık evde boşta bırakılan laptopu yerinde bulamıyoruz:) Google ''oyun'' yazmayıda öğrenmiş:) google amcasında ondan yana zaten, önüne serip döküyor ne bulursa..


Birde bende bilgisayar isterim diye tutturuyor bazen:) şimdiye kadar bizi ve bilgisayarlarımızı rahat bıraksın diye O'na çeşit çeşit eğitici oyuncaklar almıştık. Geçen haftaya kadarda bunlarda benim bilgisayarım diyerek sarılıp dolaştırıyordu ama gerçek bilgisayarı tanıyınca O'nu kandırdığımızın farkına vardı :)



Bunlar oyuncak ben Dünya'nın oyunlarının olduğu bilgisayar istiyorum diyor:D Dünya'nın oyunlarından kastı internet sanırım:)

17 Ocak 2009 Cumartesi

Pigloo-Papa Pinguin



İbrahim Eren youtube de dolaşırken bulmuş bu videoyu, ne dediğini anlamıyorum ama görüntüler apaçık.. Bayıldık bu videoya, akşama kadar İbrahim izledi, şimdi O uyudu ben izliyorum:) Nasılda benziyor İbrahim'e.. Yavrum benim, O'da babasını işe göndermemek için döndürmediği fırıldak kalmıyor:) çünkü biliyorki babayı bir kere kaçırırsa elinden, tekrar kavuşması belki günler sürecek:( ama yinede sonunda engel olamıyor gidişine:( Acaba diyorum, O'da bu penguen gibi babasına dans etmeyi öğretse engel olabilir mi gidişine;P

Yalnız bir sorunum var videoyu buraya nasıl ekleyeceğimi bilmiyorum malesef:( öğretmek isteyen olursa hiç çekinmesin;)
Videonun URLsi burada youtube girebilenler mutlaka izlesin...

13 Ocak 2009 Salı

Zalime senin bedduan yeter küçüğüm..

Gazze'de yaşananlardan şimdiye kadar haberdar etmemiştim İbrahim Eren'i. Hatta haberleri bile netten takip ediyoruz ki, tvden O'da izlemek zorunda kalıp da etkilenmesin.
O'nun rengarenk hayalini kurduğu Dünya'yı, birkaç zalimin kan ile boyamak istediğini nasıl söylerim O'na..



Bugün karalama defterine kendini resmetmiş ve kendisine onlarca kol çizmiş, resimi bana gösterdiğinde o kadar çok kolun ne işe yaradığını sordum. Cevabı çok ilginçti, tüylerimi diken diken edecek cinsten..
-Çok uzaklarda kötü adamlar arkadaşlarımı öldürüyorlarmış, bu kadar çok kolum olursa onların hepsini dağlardan aşağı atabilirim ben.. dedi. Uzun zaman donuk bir şekilde resime bakakaldım, zaman sonra bunları nereden öğrendiğini sormak geldi aklıma,
-Öğretmenim anlattı. Bugün okulda arkadaşlarım için dua ettik dedi..

Söyleyemedim küçüğüm, diyemedim sana, O korkak zalimlerin arkadaşlarını ne kadar kalleşçe öldürdüklerini..;(( Sen yine onları dağlardan atabileceğini hayalle.. O kadar çok kolun olsun Senin.. Zalimi Sen dize getir.. Sen kurtar arkadaşlarını küçüğüm, biz yapamadık;((

6 Ocak 2009 Salı

İbrahim'den seçmeler:)

Sabahları okula gitmeden önce bir kase süt ile birlikte Corn Flakes yiyor. Bende zaten sabahları soğuk oluyor birde soğuk sütle boğazları üşümesin diye sütünü hafif ılıtarak ekliyorum. Bu fedakarlığımdan dolayı tebrik beklerken önceki gün kafasını tabağından kaldırıp;
-Anne ya neden ısıtıyorsun şunu, bu çorba mı? diyiverdi. :S

**************

Her akşam hiç üşenmeden, bıkmadan, usanmadan koltuğun tepesine çıkıp yere atlayan İbrahim'e alt katımızdaki komşuların O'na çok kızgın olduğunu söyledim. İbrahim'den gayet çözümvari bir cevap;
-Ne kızıyorlar canım onlarda atlasınlar!!

Sanki ben alt katımızda oturan, yaşları 30 ila 40 arasındaki bekar erkeklerin koltuğun üstüne çıkıp atlayamadıkları için kızgın olduklarını söyledim:)

*************

Dün market alışverişinde, market sepeti içinde oturarak bağıra çağıra şarkılar söyleyen İbrahim birden balkondan sarkmış pozisyonunu alarak ''Ennejdee'' (İmdat) diye bağırmaya başladı. Biz hiç istifimizi bozmadan alışverişe devam ederken reyondakiler bize çok kötü bakıyorlardı :S Bizim market sepeti içinde çocuk boğduğumuzu düşündüler herhalde:) nereden bilebilirlerki, o hareketlerin İbrahim'in sıradan halleri, kendi doğaçlama şarkılarının birer parçası olduğunu:)

Ah güzel yavrum, sana evde arapça konuşturamazken dışarıda niçin böyle garaip hareketlerinde arapça kullanırda bizi zor durumda bırakırsın bilmem ki?

*************


Bu da sabahın 6'sında okul servisini bekleyen İbrahim Eren :)

***********
Devamı gelecek....

31 Aralık 2008 Çarşamba

İlk alışveriş listemizi tuttuk:)


Önceki gün İbrahim Eren'i öğlen uykusundan uyandırıp markete gitmemiz gerekiyordu. Fakat öğlen uykusundan uyandırılan İbrahim her zamanki gibi huzursuzluk çıkarmaya başlayınca eline bir kalem kağıt verip, alacaklarımızı listelemesini bu şekilde aradığımız şeyleri markette daha çabuk bularak hemencecik eve dönebileceğimizi söyledim.. Fikir çok hoşuna gitti;) Benim saydıklarımın kafasında oluşturduğu resimleri çizdi kağıda.. Markettede listesinde olmayan hiçbirşeyi almadı ve aldırmadı:) Market arabasının içinde de elinden bir an olsun düşürmediği listesi ile ''Bakıınn ben ne işlere yarayabiliyorum'' dercesine öyle bir kurulmuş oturuşu vardı ki:) telefonumu evde unuttuğum için o gün çok kızdım kendime:)
Listede neler mi vardı?
  • kurusoğan
  • yoğurt
  • İbrahim'e süt
  • Annesine süt;)
  • sallama poşet çay
  • çikolata
  • muz
  • susam
  • domates
  • kek kalıbı (kek kalıbının neye benzediğini tahmin edemeyince onu çizmesinde birazcık yardım ettim;))
bakın bakalım şifreli listeden hangilerini çözebileceksiniz..:D kolay gelsin..

27 Aralık 2008 Cumartesi

Konuştuu konuştu:)


Bugün İbrahim Eren şaşırıp benimle arapça konuştu..:) O'na masal anlatırken birden konuşmamı arapçaya çevirip masaldaki olayların aksi şeyler söylemeye başladım. Bizimkinden kaçmadı tabi hemen atladı '' Laa cemel yezhebu ilel beyt'' diyiverdi:D Bizim için günün olayıdır bu:) çünkü hiçbir şekilde konuşturamıyorduk, hele cümle kurduğunu hiç bilmiyorduk:) O'nunla arapça konuşmaya kalktığımız zaman bize yukarıdaki gibi bakış fırlatıyordu.:D

20 Aralık 2008 Cumartesi

Bir Dinozor masalı..


Başlığa bakıpta size Dinozor masalı anlatacağımı düşünmeyin sakın. Zaten günlerdir evimiz GROWW GROWW sesleri ile inliyor, birde dinozor masalına tahammülüm yok:) Amacım yalnızca evimizde yaşananlardan sizi haberdar etmek;)
Şu aralar yine dinozorlara fena takmiş durumdayız. Öyleki bir tane bulsak hemen eve alıp besleyecez ama Yüce Rabbime binlerce kere şükürler olsun ki yok, nesilleri tükenmiş.:)
Bu iki kafadar varya... Benim masum, tertemiz yürekli oğlumu kandırmışlar onuda bir dinozor olduğuna inandırmışlar.. Şimid üç kafadar bütün gün evi GROWW sesleri ile inlettikleri gibi, dipte köşede sıkışıp kalmış, zor durumda yardıma muhtaç ne varsa, avize boncuklarına varana kadar kurtarma(!) çabası içindeler.. Bu duruma daha fazla tahammül edemeyeceğimi anlayınca bir fikir atıyorum ortaya;
- İbrahim Eren çizgi film izlemek istermisin? Hadi seç bitanede sana çizgifilm açayım..(İçimden de Allah'ım lütfen en gürültüsüz hatta sessiz bir çizgifilm seçsin diye dua ediyorum)
İbrahim:
-Yaşasıınn Dinozor çizgifilmi..
Anne:
-:S

Olsun bunada şükür hiç değilse nereden kafama birşey düşecek diye endişe etmeden bir saat geçirebilecem diyerek açıyorum çizgifilmi.. İlk açılışta İbrahim'le kumanda çekişmesi, bağrış çağrıştan sonra volume 3 te karar kılıp diğer odaya taşınıyorum kafa dinlemek için..
Yaklaşık bir saat sonra ortadan yok edilen dinozorlar hatırlanıp aranmasın diye, gözüm gibi baktığım rengarenk caanım keçelerimi seriyorum İbrahim Eren'in önüne;
-Hadi gel sana bunlarla oyuncak dikelim, ne dikmek istersin?
-Aa çok güzeel, ben sana bir resim gösterecem ondan dikelim.. (Merakla bekliyorum gelecek resmi..)
-İşte bundan yapmak istiyorum.
-:S ama bitanem bunu pastel boyayla yapmışlar, istersen bizde bunu daha sonra pastelle çalışalım, şimdi keçelerle farklı birşey yapalım.
-Olur şimdi keçelerle bunu yapalım. Sonrada pastellerle yine bunu yaparız..
-:) anlaşıldı kurtuluş yok
-Anlamadım annee..
-Hangi renklerden yapacaz hadi seç diyorum..

Ve ortaya bu şaheser çıkıyor:)
İfadesi bir dinozor için biraz lakayt oldu ama:)) İbrahim Eren çok mutlu çünkü artık 4 kafadar oldular..:)


Bu da ben dinoları resimlerken niçin beni çekmiyorsun diye küsmüş İbrahim..:))

16 Aralık 2008 Salı

Bugün kendimizi aştık biz..

Günlerim çok monoton geçiyor:( Hergün aynı şeyleri yapıyorum. İbrahim ile ilgilen, yemek yap, evi temizle başka birşey yok..Depresyon belirtileri görmeye başladım kendimde. Bu durum düşüncemi rahatsız etse de bir tarafım hiç şikayetçi değil. Kendime acı çektirmekten zevk alır oldum..
Ama bugün kırdım zincirlerimi.. İbrahim Eren okuldan dönüp öğlen uykusunu aldıktan sonra yürüyüş yaptık, hemde oldukça uzun bir yürüyüş taa hareme kadar.. uzaklığı metre ile ölçmedim:) fakat yaklaşık bir saat sürdü ve çok eğlendik birde arkadaş bulduk yanımıza, yol boyunca kah lafladık kah alışveriş yaptık, akşam ve yatsı namazlarımızıda haremde kıldık ve akşam 9 buçuk gibi eve döndük.. Eve geri dönerken yürümedik tabi:) bu kadar tembel vücutlara fazla yüklenmek olmaz, bugünlük bu kadar yeter ama haftada iki gün yapmalı bu yürüyüşü diye not ettik aklımıza..
İşte günümüzden kareler..



Birşey daha yaptım İbrahim Eren için.. Hazır teyzemizde kırmışken tabuları:)içindeki Spiderman aşkına ön verdim bugün.. Spidermanlı çoraplarını giydirdim, çorapların sevdasına o kadar uzun yol boyunca hiç yoruldum demedi..Spidermanlar yorulmazmış:) birde spidermanlı saat aldık yolda, keyfine diyecek yoktu:) ve bu onun Spiderman bakışıymış:)




Sportman erkekim benim.. Şelale kenarında yol arkadaşını bekliyormuş.. Şelalede aksaydı arkada iyi bir fon olacaktı ama akmıyordu malesef..



Yürü erkekim.. Yollar senin:P



Arada atıştıracak tabi yol uzun..



Son olarak Kubbetül Hadra ile Ay'ın muhteşem birlikteliği.. Yalnız fotoğraf kalitesi için çok özür diliyorum resimi çektiğim mekan hem çok uzak hemde çok karanlıktı ancak bu kadar oldu..Yaklaşmayı da göze alamadım çünkü ileri taraf görüldüğü gibi çok kalabalıktı..
İnşaAllah kısa zamanda bunu telafi etme imkanı bulurum;)

13 Aralık 2008 Cumartesi

Memleketten bir nefes, bir koku geldi bize...

Temel'in 61 plakalı araç gördüğü zaman lastiğine bıçağı saplayıp, ''Memleçet havasi alayrum'' derken yaşadıklarını daha iyi anlıyorum artık:) buralarda 25 plakalı bir araç görsem bende farklı davranmayacağım herhalde:P
Bugün annemlerden, daha önceleri kardeşime Mutlu çocuklar'ın sitesinde okuduğum ve buralara gelen birisi olursa bu kitaplardan gönderebilirsiniz dediğim ama verdiğim tavsiyeyi kendim bile unuttuğum, kitaplar ve yanına da İbrahim Eren için ufak tefek şeyler ekledikleri bir paket geldi..Paketi ilk açtığım anda abartılı gelecek belki ama sanki içinden annem, babam, kardeşlerim çıkacak zannettim:) Hepsinin kokuları tek tek geldi burnuma..hepsi kendilerinden birşeyler koymuş üzerlerinede ufak notlar eklemişler ve göndermişlerdi... Pakette neler mi vardı? İşte bazıları..
Konu mankenimiz Çizgili...:) Çizgili teyzesinden..



Kitaplarımız.. Birde yanına İbrahim için hayvan masallı bir kitap eklemişler ama '365 Etkinlik' o kadar güzel ve albenili ki İbrahim Eren'in diğer kitabı fark etmesi biraz zaman alacak..:)
Harika çocuk kitabıda benim başucu kitaplarım arasında yerini aldı bile..



İbrahim Eren okula giderken üşümesin diye anneannesi hırka ve Şimşek Mcqueenli çorap teyzeside spidermanlı külotlu çorap koymuş.. Ah teyzesi yaktın bizi, biz tasvip etmiyoruz diyerek hiçbir şekilde spidermanlı birşey almıyorduk İbrahim Eren'e.. Şimdi bize bakııın teyzem aldı bana diyor..:) Ve balonlarımız, hepsini şişirdik astık odamıza hiç kalabalığımız yok ya..:D ama olsun bunların üstünde Türk bayrağı var ve gerçekten sanki eve Türkiye havası getirdi..




Stickerlarımız... Motosikletli olanlar dayısından diğerleri kuzeni Sümeylan'dan.. Sümeylan birde not yazdırmıştı üzerine, Bunlar şapışabiliyooo diye..:) Yerim ben senin dillerini, abin her tarafa şapıştırdı zaten.. Resimini çekene kadar birkaçı uçmuştu bile:D



İbrahim Eren'in fındık ezmesi tutkusunu bilen babam aramiş taramiş katkısız fındık ezmesi bulmuş ve göndermiş..Fındık ezmesi hayranlarına kesinlikle denemelerini tavsiye ederim. Şimdiye kadar Krokantlı karışımları fındık ezmesi diye yedirmişler bize..



Benide unutmamışlar sağolsunlar..Takı takıntımı biliyorlar, banada takı yapayım diye bir sürü incik-boncuk göndermişler.. Hepsini yapıp takmak nasip olur inşaAllah.. Boncuk seçimini yapan çizgiliye özel teşekkür gönderiyorum renkler tam benlik;) Serde biraz kokoşluk varda..:D


Vee.. Beni en çok duygulandıran..İbrahim Eren'in en küçük teyzesi kendisinden de birşeyler koymuş olmak için çantasından kalem açacağını çıkarıp koymuş..Üzerindeki notu ile beraber İbrahim'in kıymet bileceği zamana kadar saklayacağım.. Umarım bunun için bana kızmazsın..;)


Ufacık şeyler birgünlüğüne de olsa beni sanki Türkiye'ye götürüp getirdiler.. İbrahim Eren'de bütün gün stickerlerini ve kitaplarını evde dolandırdı durdu.:) En uygun yerlere hepsini şapıştırdı.. Gerçi kayınpederim, İbrahim Eren'in bunların hiçbirine ihtiyacı olmadığını hepsinin daha güzellerine sahip olduğunu bir oda dolusu oyuncağın içinde bütün gün o stickerlerle oynamasının gereksiz olduğunu söyledi İbrahim'e :) ama bizim için önemli olan bunların somut değerleri değil , bizi mutlu eden düşünülmüş olmak, değer veriliyor olmak.. Hepinize, herşey için Teşşekkür ediyoruz..

Yemek duamız..


Bu soğuk günlerde karpuzlu bir fotoğraf içimizi ısıtsın istedim;)




El açtım Allah'ım sana
Akıl, fikir, doğruluk
İyi huylar ver bana.
Yemezsem büyüyemem,
Okuluma gidemem.
Güzel güzel yerim
Herşeyi yaratan
Allah'ıma şükrederim..



Resmi olarak yemek duamız bu, fakat yemek üzerine farklı dularımızda var.. Örneğin;
İbrahim Eren her gece bir biberon süt içmeden uyumaz ve biberon tam ağzına kadar dolu olmalıdır..Gün içinde süt verilmediği için, bir yudum süt bile süttür onun için:) Fakat bazen evde biberonu dolduramayacak kadar süt bulunduğu hatta nadirende olsa hiç süt olmadığıda oluyor.. Hiç süt olmadığı durumlardan bahsetmek bile istemiyorum:) fakat sütün biberonu tam dolduracak kadar yetmediği zamanlarda yaygara kopmaması için annesinin icat ettiği bir yöntem var;) Ellerimizi açıp,
''Allah'ım bana bu sütü verdiğin için sana şükürler olsun, öğrendimki sütü çok sevdiği halde bulamayan çocuklar varmış, sen onlara süt gönder Rabbim ve bu süt ile beni doyur afiyet ver'' bu duanın sonunda sütünü içip mışıl mışıl uyuyor.. İşte duanın gücü;)


(Bu arada biberonu bıraktığımızı bilenler için bir bilgilendirme:P Biz biberona yeniden başladık aslında hiç itirazı yoktu ama çok acı çekiyordu, çok sevdiği sütü bile bazen içmeden uyuyordu:( Annenin yüreği acıdı ve tekrar biberonla vermeye başladı sütünü, günler sonra sütü karşısına biberonla gelince gözlerindeki ışıltı herşeye değerdi..:) Askere gidene kadar sütünü biberonla içecek değil ya elbet onunda bir vakti vardır diyerek zamana bıraktık..)

Ne kadar çok biberon dedim. Başlığı biberon olarak atsaydım daha iyi olacaktı..:) neyse bırakayım artık yoksa yine ağzımdan (elimden) kaçacak:P

8 Aralık 2008 Pazartesi

Hayırlı Bayramlar...

Gurbetin en zor geçen vaktidir bayramlar.. Bayramlıkların anlamını yitirdiği, gülümsemenin yüzünüzde anlamsız bir boşluk bıraktığı, yan komşunun kapısı çalınırken içinizde birşeylerin kıpırdadığı ama sizin kapınızda değişen hiçbirşeyin olmadığı..:(
Yaşamayan bilemez, öz vatanda bayramın kıymetini.. Sevdiklerinizle beraber mutlu bir bayram diliyorum sizler için..
Şükürler olsun bizde En güzel ile beraberiz.. Birazdan Mescid-i Nebevi'ye bayram namazına gideceğiz, Peygamberimizle bayramlaşmaya.. Zaten bize O'nunla beraber olduğumuz her an bayram.. Bize hergün bayram:)


Bu arada bloğumuzada bayramlığını giydirdik;) Bizim için bayramlığın bir anlamı yok ama artık onun için var:P

6 Aralık 2008 Cumartesi

Arafatta olamamak..

Büyük gün geldi.. Bugün hacılar Arafat'a çıktı, çıkmaya devam ediyor.. Yarın vakfe yapılacak, akşamdan sonra Müzdelifeye geçilip taş toplanacak ve bayram sabahı şeytan taşlanacak..Mekke'de nasıl bir coşku var şimdi.. Şu anda orada olmayı ne kadar çok istiyorum, fakat bu sene bize kısmet olmadı:( İnşaAllah seneye diyoruz artık kısmetse..
Bu senede payımıza düşen iki sene önce İbrahim Eren'le beraber yaptığımız Haccın resimlerine iç çekerek bakmak oldu.. Resimlerin büyük bir kısmı bilgisayarın azizliğine uğramış, birkaçını da sizlerle paylaşalım..


Arafatta uykuya doyamamıştı İbrahim Eren, annesi rahat ibadet etsin diye...




Uyanmışta keyif yapıyor..:)




E hadi anne ben hazırım..Herkes Müzdelife'ye gidiyor, sen fotoğraf çekmekle meşgulsün..

Bayramın ikinci günü;



Baba omuzlarında şeytan taşlamaya gitmek gibisi yoktur herhalde..:)




Ne kadar uzunmuş Mina'nın yolları.. Sen devam et baba ben azcık kestireyim...;)