Lilypie 5th Birthday PicLilypie 5th Birthday Ticker
Medinede çocuk olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Medinede çocuk olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Haziran 2009 Pazartesi

Karnemizi aldık..


Bahar aylarına girdiğimizden beri sanki birisi günlere ip bağlamış çekiyor:( Hiçbirşeye yetişemiyorum günler çabucak geçiveriyor. Ben ise hep yoğunum, hep işim var, hep bişeyler yetişmiyor, hep yorgunum:( Kışın ne yapsamda zaman geçse derdim, şimdi de neyi yapmazsam zaman kazanırım derdindeyim:)
Bu yoğunluğa İbrahim'de dahil tabi.. Geçtiğimiz hafta muhteşem bir törenle karnesini aldı ve annesinin yoğun programından tören telaşını çıkartıp İbrahim'i kovalama telaşını ekledi..

Bugünlerde kendi çocuğumu tanıyamıyorum:( hatta gören hiçkimse tanıyamıyor. Başlarda biraz hoşgörü zamanla çare olacaktır diyordum ama artık Türkiye'de bir hiperaktive testi yaptırmayı ciddi ciddi düşünüyorum. Tek tesellim dikkat eksikliğinin olmaması. Tabi bu kendi tesellim...

Gelelim karne törenine.. aslında yazılacak çook şey var ama malum vakit yok:) Birkaç resim ve ekleme ile kısaca bahsedeceğim.


Bu prova gününden bir resim.. İbrahim Eren'in fotoğraf çektirdiğini gören kızlar hemen etrafında toplandılar. Ayrıca diğer vakitlerde de kızların İbrahim Eren'e ilgisi çok fazla:) dikkatimden kaçmadı;)

Törene ait bir resim yok malesef:( burada kadınların olduğu ortamda resim çekmek yasak olduğu için çekemedim. Okul özel fotoğrafçı ile çocukların resim ve videolarını çekti fakat fotoğrafçıda işi beceremedi sanırım. Çektiği fotoğraflara henüz ulaşamadık. Belki önümüzdeki sene başında ulaşabilirmişiz:) iyiki prova gününde birkaç resim çekmişim;) şimdi bunu bulamayan annelerde var;)

Tören sonrası içinde karnesi ve çeşitli hediyelerin bulunduğu çantası ile okuldan çıkarken.. Ağzı gözü bir türlü yeride durmadığı için var olan resimleride bu halde:)






Bu video (eklemeyi becerebildiysem) İbrahim Eren'in tören için ezberlediği şiiri..
(Şiiri okurken o kadar tembihledik ki ''elini ayağını oynatma'' ''sağa sola bakma'' diye.. 4. çekimde ancak bu kadar hakim olabildi kendine:D)

Birde sınıf ile birlikte ''Ummi Kam Ahwaha'' şarkısını söylediler.. Onuda dinlemek isteyenlere youtubeden videosunu ekliyorum..


İbrahim Eren ve sınıf arkadaşları sahneye çıktıklarında arkadanda bu şarkı çalmaya başladı. Onlarda ellerinde kocaman birer kırmızı kalp ile şarkı eşliğinde salındılar:) tören sonrasında da o kalpleri annelerine hediye ettiler..



Başka neler mi yaptık??


TRT de yayınlanan Efsane Prens dizisine hayran olduk. Öğlen uykumuzdan fedakarlık ettik mutlaka izledik.. Hatta o kadar gaza geldik ki dizinin kahramanı Jumong gibi bir savaşçı olabilmek için bir Taekwando kursuna bile yazıldık.:)


Fakat kursta bir-iki tekme yiyince ben savaşmayı öğrendim zaten diyerek gitmek istemedik. Daha sonra çok kıymetli canımızın yandığını itiraf ettik;)




Alışveriş merkezinde rasladığımız Miki Fare ile sohbet ettik poz verdik..

İki balığımızın ölümünü gayet olgun karşılayıp, babamızla birlikte cenazelerini evimizin önündeki ağaçların dibine defnettik..


Külahta dondurma yemeyi öğrendik..


Boş vakitlerimizde özgün sanatımızı sergiledik..


Bu kadar yeterli sanırım vakit yok filan derken oldukça uzun bir post oldu okuyacaklara sabır diliyorum;)vaktim olsa nasıl olurdu ben bile merak ettim şimdi:)
Bir hafta içerisinde Türkiye yolcusuyuz inşaAllah. Umarım Türkiye'den post gönderme fırsatını yakalarız.. Medine'den sevgiler..

8 Mayıs 2009 Cuma

Okullu balık..



İbrahim Eren'in okulda her hafta farklı bir konu işlediklerinden bahsetmiştim.
Örneğin bir önceki hafta konu, aromaların yiyeceklere kattığı tatlardı. Bir hafta boyunca vanilyalı, kakolu, muzlu, çilekli bisküvi yemekten helak olmuştu çocuklar:))

Bu haftaki konuları ise Su ve suda yaşayan canlılar.. Bundan dolayı her çocuktan okula bir balık getirmeleri istendi. Hem balıkların sudaki yaşamları gözlemlenecek hemde bu yaşta bir canlının sorumluluğunu üstlenerek çocuklara sorumluluk duygusu kazandırılacak..

Her ne kadar birkaç hafta önce saksılara ekip, İbrahim'i sulaması için görevlendirdiğim tohumlar aşırı sulanmaktan çürümüş olsada, özgüven gelişimi için bu mavi balık da hafta başında İbrahim Eren'le birlikte okula başladı;)

Aklı okuldaki balıkta kalmasın ve olurda ölürse teselli etsin diye evde boş duran akvaryum içinde bizi gördükleri zaman kafalarını kuma gömmeye çalışan bu balıkları aldık:)
Şimdilerde İbrahim Eren beş adet balığın sorumluluğunu üstlenmiş durumda.. Buraya kadar herşey normal gibi görünse de bu hafta bir balık uğruna hem beni, hem öğretmenini, hem servis teyzesini hemde zavallı mavi balığını helak etti.. Neden mi? Mavi balık okulda kalırsa korkarmış diye hergün İbrahim Eren'le birlikte okula gidip eve geri geldi:) yol boyunca servis teyzenin hiç derdi yokmuş gibi taşıma kavanozuyla birlikte kucağında seyehat etti:) okul haricinde dışarı çıkarken bile balığı yanımıza almayı planlıyoruz ama şimdilik annenin çığlıkları buna müsade etmiyor;)

Umarım ömrü uzun olur.. Ölmemeleri için dualar ediyoruz ama birgün mutlaka bu gerçekle karşı karşıya kalacaz.. Ölümün ne anlama geldiğini biliyoruz fakat bu aşırı sahiplenme duygusunun tepkileri nasıl yönlendireceğini kestiremiyoruz..

20 Mart 2009 Cuma

Nasıl bir başlık atacağımı bilemedim:(

Okuyucularıma karşı çok mahcubum.. Elimde olmayan sebeplerden filan değil, tamamen kendi tembelliğim yahut uzun zamandır içinde bulunduğum maratonun yorgunluğundan diyelim;) bloğumu güncellemek hatta internete bile girmek içimden gelmiyordu. Bugün yeneceğim bu tembelliğimi diyerek geçtim bilgisayarın başına.. postun sonunu da getirebilirsem ne mutlu bana;)

Bu aralar çiçeklere fena takmış durumdayım. Yeni evim bütün gün güneş aldığı ve çiçeklerimin evimi sevdiğini de görünce iyice heveslendim. Annem bunu okuyunca çok şaşıracaktır eminim :)
 (anneciğim her kız yaşlandıkça annesine çekermiş teorisini artık bende kabul ediyorum, aslıma dönüyorum yani çaresizim kurtuluş yok:D )
İki gün önce kendi ellerimle solucan dolu toprağı saksılara pay edip, çiçeklerimi köklerini parçalayarak yerleştirdim:) Umarım ömürleri uzun olur;)

Bunlar penceremin önünü süslüyor. Gün içinde kaç sefer pencere önünü ziyaret edip köklerini didiklediğimi hatırlamıyorum bile:P Cinslerini, adlarını bilmiyorum. Bilen arkadaşlar söylerse memnun olurum.


 Bu da sevgililer gününde gelmişti;) Halen daha capcanlı ve 3 ayrı filiz vermiş durumda..


Çiçeklerden bahsedilirde İbrahim'den bahsedilmez mi? 
Bugün O'nun günüydü. Günlerden Perşembe yani tatil günü olunca çok uzun zamandır yapmadığımız birşeyi yaptık ve ailece elele hareme kadar yürüdük ve en önemlisi İbrahim'e bugün ''yapma'' ''etme'' demedik. O'da dilediğince yerlerde yuvarlandı toza toprağa yattı, bulandı ama çok eğlendi ve en önemlisi yoruldu:) eve gelince yemeğini ancak yiyebildi olduğu yere sızdı kaldı:) eh sabahın sekizinden beri full enerji hoplayıp zıplıyordu. Uyusunda annesi biraz dinlensin artık:) 

Haremden sonra uğradığımız alışveriş merkezinde kiraladığımız bu motorla alışveriş merkezinde dolaşanları ezmeye kalktı, dükkanların içine girmeye çalıştı. Motorun zamanı dolup teslim ettiğimiz zaman Esnaf ve müşteriler derin bir nefes aldı:)

İbrahim Eren'e eğlence mi yok. Daha sonra kendisine İran'lı bir arkadaş buldu. yaşça çok küçük olmasına rağmen hareket ve yaramazlıkta ortak noktayı bulup alışveriş merkezinin altını üstüne getirdiler..


Bugün çok ilginç birşey daha yaptı.. Sabah herkesten önce uyanıp çizgi film izlemeye koyulmuşken, yanıma gelip beni uyandırdı ve ''anne kızmazsan sana birşey söylecem'' dedi. Uyku sersemliğiyle söyle bakalım dedim:) yoksa kızılacak birşey ise kızarım diye pazarlığımı yapardım:P  ''Ben oturma odasındaki perdeyi düşürdüm'' dedi. '' Nasıl başardın'' diye sorduğumda verdiği cevap daha ilginçti. '' Şeytan bana perdenin ipini çek, perdenin ipini çek dedi bende kendime hakim olamadım çektim, perdede boom diye düşüverdi'' dedi:D 

Bugünlük bu kadar yeter.. Bir daha arayı bu kadar açmamak dileği ile..



29 Ocak 2009 Perşembe

Laptop hırsızı:)




Şimdiye kadar hep korudum O'nu bilgisayarlardan, nasılsa sonunda birgün öğrenecek bu küçücük yaşında radyasyona maruz kalsın istemedim.. Fakat okulda bilgisayar dersleri varmış. Bundan tabiki haberim vardı, ama bu kadar çabuk ve fazla şey öğrenebileceğini tahmin etmiyordum. Artık evde boşta bırakılan laptopu yerinde bulamıyoruz:) Google ''oyun'' yazmayıda öğrenmiş:) google amcasında ondan yana zaten, önüne serip döküyor ne bulursa..


Birde bende bilgisayar isterim diye tutturuyor bazen:) şimdiye kadar bizi ve bilgisayarlarımızı rahat bıraksın diye O'na çeşit çeşit eğitici oyuncaklar almıştık. Geçen haftaya kadarda bunlarda benim bilgisayarım diyerek sarılıp dolaştırıyordu ama gerçek bilgisayarı tanıyınca O'nu kandırdığımızın farkına vardı :)



Bunlar oyuncak ben Dünya'nın oyunlarının olduğu bilgisayar istiyorum diyor:D Dünya'nın oyunlarından kastı internet sanırım:)

31 Aralık 2008 Çarşamba

İlk alışveriş listemizi tuttuk:)


Önceki gün İbrahim Eren'i öğlen uykusundan uyandırıp markete gitmemiz gerekiyordu. Fakat öğlen uykusundan uyandırılan İbrahim her zamanki gibi huzursuzluk çıkarmaya başlayınca eline bir kalem kağıt verip, alacaklarımızı listelemesini bu şekilde aradığımız şeyleri markette daha çabuk bularak hemencecik eve dönebileceğimizi söyledim.. Fikir çok hoşuna gitti;) Benim saydıklarımın kafasında oluşturduğu resimleri çizdi kağıda.. Markettede listesinde olmayan hiçbirşeyi almadı ve aldırmadı:) Market arabasının içinde de elinden bir an olsun düşürmediği listesi ile ''Bakıınn ben ne işlere yarayabiliyorum'' dercesine öyle bir kurulmuş oturuşu vardı ki:) telefonumu evde unuttuğum için o gün çok kızdım kendime:)
Listede neler mi vardı?
  • kurusoğan
  • yoğurt
  • İbrahim'e süt
  • Annesine süt;)
  • sallama poşet çay
  • çikolata
  • muz
  • susam
  • domates
  • kek kalıbı (kek kalıbının neye benzediğini tahmin edemeyince onu çizmesinde birazcık yardım ettim;))
bakın bakalım şifreli listeden hangilerini çözebileceksiniz..:D kolay gelsin..

20 Aralık 2008 Cumartesi

Bir Dinozor masalı..


Başlığa bakıpta size Dinozor masalı anlatacağımı düşünmeyin sakın. Zaten günlerdir evimiz GROWW GROWW sesleri ile inliyor, birde dinozor masalına tahammülüm yok:) Amacım yalnızca evimizde yaşananlardan sizi haberdar etmek;)
Şu aralar yine dinozorlara fena takmiş durumdayız. Öyleki bir tane bulsak hemen eve alıp besleyecez ama Yüce Rabbime binlerce kere şükürler olsun ki yok, nesilleri tükenmiş.:)
Bu iki kafadar varya... Benim masum, tertemiz yürekli oğlumu kandırmışlar onuda bir dinozor olduğuna inandırmışlar.. Şimid üç kafadar bütün gün evi GROWW sesleri ile inlettikleri gibi, dipte köşede sıkışıp kalmış, zor durumda yardıma muhtaç ne varsa, avize boncuklarına varana kadar kurtarma(!) çabası içindeler.. Bu duruma daha fazla tahammül edemeyeceğimi anlayınca bir fikir atıyorum ortaya;
- İbrahim Eren çizgi film izlemek istermisin? Hadi seç bitanede sana çizgifilm açayım..(İçimden de Allah'ım lütfen en gürültüsüz hatta sessiz bir çizgifilm seçsin diye dua ediyorum)
İbrahim:
-Yaşasıınn Dinozor çizgifilmi..
Anne:
-:S

Olsun bunada şükür hiç değilse nereden kafama birşey düşecek diye endişe etmeden bir saat geçirebilecem diyerek açıyorum çizgifilmi.. İlk açılışta İbrahim'le kumanda çekişmesi, bağrış çağrıştan sonra volume 3 te karar kılıp diğer odaya taşınıyorum kafa dinlemek için..
Yaklaşık bir saat sonra ortadan yok edilen dinozorlar hatırlanıp aranmasın diye, gözüm gibi baktığım rengarenk caanım keçelerimi seriyorum İbrahim Eren'in önüne;
-Hadi gel sana bunlarla oyuncak dikelim, ne dikmek istersin?
-Aa çok güzeel, ben sana bir resim gösterecem ondan dikelim.. (Merakla bekliyorum gelecek resmi..)
-İşte bundan yapmak istiyorum.
-:S ama bitanem bunu pastel boyayla yapmışlar, istersen bizde bunu daha sonra pastelle çalışalım, şimdi keçelerle farklı birşey yapalım.
-Olur şimdi keçelerle bunu yapalım. Sonrada pastellerle yine bunu yaparız..
-:) anlaşıldı kurtuluş yok
-Anlamadım annee..
-Hangi renklerden yapacaz hadi seç diyorum..

Ve ortaya bu şaheser çıkıyor:)
İfadesi bir dinozor için biraz lakayt oldu ama:)) İbrahim Eren çok mutlu çünkü artık 4 kafadar oldular..:)


Bu da ben dinoları resimlerken niçin beni çekmiyorsun diye küsmüş İbrahim..:))

16 Aralık 2008 Salı

Bugün kendimizi aştık biz..

Günlerim çok monoton geçiyor:( Hergün aynı şeyleri yapıyorum. İbrahim ile ilgilen, yemek yap, evi temizle başka birşey yok..Depresyon belirtileri görmeye başladım kendimde. Bu durum düşüncemi rahatsız etse de bir tarafım hiç şikayetçi değil. Kendime acı çektirmekten zevk alır oldum..
Ama bugün kırdım zincirlerimi.. İbrahim Eren okuldan dönüp öğlen uykusunu aldıktan sonra yürüyüş yaptık, hemde oldukça uzun bir yürüyüş taa hareme kadar.. uzaklığı metre ile ölçmedim:) fakat yaklaşık bir saat sürdü ve çok eğlendik birde arkadaş bulduk yanımıza, yol boyunca kah lafladık kah alışveriş yaptık, akşam ve yatsı namazlarımızıda haremde kıldık ve akşam 9 buçuk gibi eve döndük.. Eve geri dönerken yürümedik tabi:) bu kadar tembel vücutlara fazla yüklenmek olmaz, bugünlük bu kadar yeter ama haftada iki gün yapmalı bu yürüyüşü diye not ettik aklımıza..
İşte günümüzden kareler..



Birşey daha yaptım İbrahim Eren için.. Hazır teyzemizde kırmışken tabuları:)içindeki Spiderman aşkına ön verdim bugün.. Spidermanlı çoraplarını giydirdim, çorapların sevdasına o kadar uzun yol boyunca hiç yoruldum demedi..Spidermanlar yorulmazmış:) birde spidermanlı saat aldık yolda, keyfine diyecek yoktu:) ve bu onun Spiderman bakışıymış:)




Sportman erkekim benim.. Şelale kenarında yol arkadaşını bekliyormuş.. Şelalede aksaydı arkada iyi bir fon olacaktı ama akmıyordu malesef..



Yürü erkekim.. Yollar senin:P



Arada atıştıracak tabi yol uzun..



Son olarak Kubbetül Hadra ile Ay'ın muhteşem birlikteliği.. Yalnız fotoğraf kalitesi için çok özür diliyorum resimi çektiğim mekan hem çok uzak hemde çok karanlıktı ancak bu kadar oldu..Yaklaşmayı da göze alamadım çünkü ileri taraf görüldüğü gibi çok kalabalıktı..
İnşaAllah kısa zamanda bunu telafi etme imkanı bulurum;)

13 Aralık 2008 Cumartesi

Yemek duamız..


Bu soğuk günlerde karpuzlu bir fotoğraf içimizi ısıtsın istedim;)




El açtım Allah'ım sana
Akıl, fikir, doğruluk
İyi huylar ver bana.
Yemezsem büyüyemem,
Okuluma gidemem.
Güzel güzel yerim
Herşeyi yaratan
Allah'ıma şükrederim..



Resmi olarak yemek duamız bu, fakat yemek üzerine farklı dularımızda var.. Örneğin;
İbrahim Eren her gece bir biberon süt içmeden uyumaz ve biberon tam ağzına kadar dolu olmalıdır..Gün içinde süt verilmediği için, bir yudum süt bile süttür onun için:) Fakat bazen evde biberonu dolduramayacak kadar süt bulunduğu hatta nadirende olsa hiç süt olmadığıda oluyor.. Hiç süt olmadığı durumlardan bahsetmek bile istemiyorum:) fakat sütün biberonu tam dolduracak kadar yetmediği zamanlarda yaygara kopmaması için annesinin icat ettiği bir yöntem var;) Ellerimizi açıp,
''Allah'ım bana bu sütü verdiğin için sana şükürler olsun, öğrendimki sütü çok sevdiği halde bulamayan çocuklar varmış, sen onlara süt gönder Rabbim ve bu süt ile beni doyur afiyet ver'' bu duanın sonunda sütünü içip mışıl mışıl uyuyor.. İşte duanın gücü;)


(Bu arada biberonu bıraktığımızı bilenler için bir bilgilendirme:P Biz biberona yeniden başladık aslında hiç itirazı yoktu ama çok acı çekiyordu, çok sevdiği sütü bile bazen içmeden uyuyordu:( Annenin yüreği acıdı ve tekrar biberonla vermeye başladı sütünü, günler sonra sütü karşısına biberonla gelince gözlerindeki ışıltı herşeye değerdi..:) Askere gidene kadar sütünü biberonla içecek değil ya elbet onunda bir vakti vardır diyerek zamana bıraktık..)

Ne kadar çok biberon dedim. Başlığı biberon olarak atsaydım daha iyi olacaktı..:) neyse bırakayım artık yoksa yine ağzımdan (elimden) kaçacak:P

4 Aralık 2008 Perşembe

Haydi Gülümse!

Bu günlerde o kadar ihtiyacım var ki gülümsemeye..
Böyle zamanlarımda İbrahim Eren'in arşivi unutturuyor bana zamanı..
İşte gezinirken rastladıklarım, beni gülümsetebilenler...



İbrahim Eren, msnden onu çağıran dedesinin yanına gitmeye çalışıyor:D


---------------------------------------------------------------------------



Dışarı çıkmak için hazırlanmış fakat, annesini beklerken uyuya kalmış..:D

25 Kasım 2008 Salı

Ya Taiba!


Bugün hareme gittik..
Aslında burada çok normal, sıradan birşey hareme gitmek fakat Hacc mevsimi nedeni ile sık ziyaret edemiyoruz artık..O yüzden bugünlerde bizim için çok kıymetli oluyor bu anlar;)
Hacılar tıka basa olmasa da doldurmuştu haremi, hepsinin yüzünde bizim için artık sıradanlaşan o anı yaşamanın heyecanı vardı.. O heyecanı tekrar yaşamayı okadar arzuluyorum ki, her hacının yüzüne bakıp gözlerindeki pırıltıyı yakalamaya çalışıyorum..Sonrada başkaları için bu kadar önemli olan bir güzelliğin benim için ne kadar ulaşılabilir olduğunu hatırlayıp ne kadar şanslı bir kul olduğumu düşünüyorum.. iyiki Medine'deyim, iyiki Medine'liyim diyorum:))
Aslında haremde fotoğraf çekmek yasak, fakat çok kalabalık zamanlarda engel olunamıyor artık..Bende ellerinde fotoğraf makinesi habire zırt-pırt sağın solun, dibin köşenin, olur olmazın resimlerini çeken hacıların arasına karışıp fırsatı değerlendirdim;)
Medine halkının Harem diye adlandırdığı Mescid-i Nebevi'de ufak değişiklikler var..Onları resimledim sizler için..Haremin açık alanı üzerini önceden harem içinde birkaç tane bulunan şemsiyeler ile kapatıyorlar..Ve o şemsiyeler yapım aşamasında çok ilginç görünüyorlar..İbrahim Eren,
dev örümcek diyor onlara:)) bakalım siz neye benzeteceksiniz..Bunlar henüz yapım aşamasında.. Bitmiş halleri böyle olacak..

Altından bakınca da böyle...

Ziyarete gelen misafirler için çok faydalı olacak..Biz alıştık artık sıcağa ama ziyaretçiler çok sıkıntı çekiyordu..İki senedir devam eden çalışmaların bir an önce bitmesini diliyoruz artık..
Bu kadar harem resmi çekilirde İbrahim Eren çekilmez mi?

Ben şemsiyeleri karelemeye çalışırken, ''Anne sana bi poz verecem hadi beni çek lütfen'' diye çırpınan İbrahim'in verdiği poza bakarmısınız:))
İbrahim'in teknolojiyi keşfetmeye çalıştığı an...


Bayıldım ben bu ikiliye:)) Diğer çocuk İbrahim'in arkadaşı Erva..Benim gelecekteki gelin adaylarımdan birisi;) Nasılda şirinlik yapıyor:)Ayrıca bu çocuğun benim için özelliği henüz net bir resmini yakalayamamış olmam:) Yakaladığım zaman onuda paylaşacam;)

Ve..Medine'de çocuk olmak...

19 Kasım 2008 Çarşamba

Bizim evin nağmeleri..:)

Bu aralar bizim eve bir radyo vericisi kurulsa epey bir dinleyici kitlesi toplarız herhalde..Ben dinlemezdim diyerek ön yargılı olmayın hemen, bizde her kesime hitap edecek yayın mevcut..;)

İbrahim Eren'in okul dersleri 4 bölümden oluşuyor..Arap alfabesi, rakamlar, ingilizce ve Kur-an.
Okulda yeterince çalıştırılıyorlar aslında..fakat bizimki arapçayıda yeni öğreniyor olduğu için bende evde desteklemek zorundayım..
Evde de işi oyuna dökmeye çalışıyoruz yoksa mümkün değil küçük adam birşey öğrenmeye yanaşmıyor..:( Hal böyle olunca tek kurtarıcımız şarkılar, sesli ve görüntülü yayınlar..Sorunda orada zaten, bir şarkı yahut Kur-an'dan bir sure (teyipten veya bilgisayardan) açtığım zaman eğer çok dikkatini çekecek birşey yoksa başında durmuyor, alıyor oyuncaklarını evin en sakin ortamına taşınıyor:) zaten dikkat çeken birşeyde varsa bütün dikkat ona yoğunlaşıyor dinlediğinide anlamıyor:) E bu durumda iş anneye düşüyor, ezberliyor bütün şarkıları bütün gün evde İbrahim nereye giderse oda işini oraya taşıyıp söylenip duruyor:)

Bir saat boyunca evimizde, Whellss on the bus go round and round, round and round...nağmeleri çınlarken bir sonraki saatte, Elifun Erneb yecri yel-ab yekulu cezeren... diye devam eden nağmelerini dinleyebilirsiniz..:D Bunlar gün içinde çeşitli saatlere dağılmış;
Felak Suresi,
Mesed Suresi,
Old Mc Donald had a farm E I E I O....şarkısı,
Elif Be Te Se Ciiim Haa...diye devam eden uyduruk şarkımız:),
Vahid, İsnan, Selasee...(rakamların şarkısı) diye uzayıp gidiyor...:)
Bazen beynim laçka oluyor, gece uyurken bile şarkıları sayıkladığımı düşünüyorum:) neyseki kocamdan henüz bu konuda bir şikayet almadım;)

Hele bir rakamların şarkısı varki İbrahim'den daha çok ben hayranım ona, gece gündüz dilimden düşüremiyorum şu ara:) Nasıl birşey olduğunu merak ediyorsanız burada..

13 Kasım 2008 Perşembe

Cevabi en zor sorular..


İbrahim Eren'in kahramanlık sevdalarından daha önceki yazılarımda bahsetmiştim..Bu yaşta normal midir yoksa bizimkinin hayal dünyası mı çok geniş bilemiyorum, bazen o kadar ileri gidiyorki Dünyayı kurtaran adam bile küçük kalıyor yanında:) Böyle zamanlarında kendini çok fazla kaptırmasın diye Allah'ın varlığından ve büyüklüğünden bahsediyorum ona..Her ne kadar duygularını en doruklarda yaşadığı anlarda beni dinlemiyor gibi görünsede bazı şeyler kafasına girebilmeyi başarmış ve aklının bir köşesine takılmışlar demek...
Bugün onu yatırıp uyumasını beklerken bana çok ilginç bir soru sordu, ''Anne ben niçin Allah olmadım?'' dedi..Bu soruya nasıl bir cevap vereceğimi bilmiyorum:( Yığınla okuduğum gelişim kitaplarının hiçbirinde Allah'ın yerinde olmak isteyen çocuğa nasıl davranılacağı yazmıyordu:( Allah'ın yaratılmadığını fakat bizim yaratılmış olduğumuzdan bahsettim ama onun henüz bunları anlayacak kapsite de olmadığını biliyorum. Söylediklerimin pek çoğunu anlamadığının farkındayım...
Bebekliğinden beri uyuturken ona Allah'ın isimlerini ve Peygamberimiz için salavatlar okuyorum, şimdiden o güzel isimler aklında yer etsin diye..Geçtiğimiz günlerde (çok şükür) okuduklarımın ne anlama geldiğini sordu..Bende ona Allah'ın ve Peygamberin isimleri olduğunu açıkladım.. ''Allah'ın ve Peygamberin bu kadar çok isimleri var ise niçin bana yalnızca İbrahim Eren ismini koydunuz?'' demez mi..:)Yine afalladım bir müddet ne cevap vereceğimi düşündüm:) Peygamberimizin o isimleri daha sonradan hayatında yaptığı iyilikler karşılığında aldığını, kendiside iyi bir insan olursa ona da başkaları tarafından pek çok güzel isimler verilebileceğini anlattım ama ben sözümü bitirdiğim zaman uyumuştu bile.:)
Bütün çocuklar böyle bir dönemden geçiyorlar mı acaba? Yoksa biz mi sebep oluyoruz bu kadar abartmasına bilemiyorum.. Örneğin sokakta yürürken bize '' Elimden tutmassanız size araba çarpabilir, düşebilirsiniz. Eğer kendinize birşey olmasını istemiyorsanız gelin ve elimden tutun çünkü ben kahramanım bana birşey olmaz'' diyor:D ve bunları söylerken yaya yolunda yürüyen biz, araç yolunun ortasında yürüyen de kendisi:D
Sokağa çıkarken asker kıyafetlerinden başka birşey giydiremiyorum..Mutlaka üzerinde asker yeşilinden birşeyler olacak:) Önceki gün yolda yürürken çamurlu çok pis bir alandan geçmeye çalışıyordu..Bende '' Eğer o çamurlara basarsan çok sevdiğin kıyafetlerin kirlenir üzerine mikroplar bulaşır'' dedim..El cevap; ''Ben kahramanım ya anne, öldürürüm o mikropları'' :) Anlayacağınız benim oğlum kahraman olduğu gibi daha şimdiden Domestosun tahtınada aday:P

9 Kasım 2008 Pazar

Ya ölseydin karınca!



Karıncalar.. evimizde bizden başka uzun süre yaşamayı başarabilen tek canlılar..Şimdiye kadar hayvan ve bitki adına(balık, saksıda çiçek, bambu ve hatta hamam böceği vb. haşerat) her ne geldi ise evimize, fazla hayatta kalamadı malesef:( Ailemizden birini yemeden salıveridiğimiz Cennet papağanını dahil etmiyorum bu saydıklarıma.. Karıncalarında def-i için hertürlü yönteme başvurdum ama yoruldum kendi hallerine bıraktım artık..Onlarda benim yemeklerimi çok beğeniyorlar diyerek (kendimi böyle teselli ediyorum:D..) karışmıyorum gayrı..
Dün akşam mutfakta yemek hazırlığı yaparken İbrahim Eren'de ayaklarımın altında ufak bir karıncayı elindeki karton rulo ile oyununa dahil etmeye çalışıyordu, uzun süreli sessizliğinden sonra aramızdaki diyalog;
-Anne bu karınca ölmüş
- Ya! sanki az önce yaşıyordu
-Zaten yeni ölmüş
-Hym peki nasıl ölmüş?
-Bu rulo onu öldürmüş
-Koy bakayım o ruloyu yere..Kendi başına hareket edebiliyor mu?
-Hayır edemiyor
-Demek ki onu birisi eli ile tutuyordu
-Evet ben tutuyordum
-Yani bu ne demek oluyor?
-Karıncayı ben öldürdüm demek mi oluyor anne? Hüzünlü bir şekilde kafamı sallayarak,
-Sanırım öyle...dedim
Pişmanlığı her halinden belli oluyordu..Bir müddet daha izledi karıncayı ve birden feryad etti
-Anne karınca ölmemişş, canlanıyor..
-O halde Allah'a dua et dedim.. Ona sağlık versin..
Ama nasıl dua edeceğini bilmiyordu..Benden yardım istedi..Duayı ben söyledim O da tekrarladi..
''Allahim ben bu karınca ile yalnızca oynamak istemiştim, amacım onun canını yakmak yahut öldürmek değildi..Lütfen ona sağlık ver..Yuvasına, kendini bekleyen yavrularına gitsin..Bir daha hayvanlara bu şekilde davranmıyacam söz veriyorum Allah'ım..''
İbrahim'in yüzüne bir baktım ki gözleri nemlenmiş neredeyse ağlayacak..Kendime ne yapmaya çalıştığımı sordum.Çocuğa hayvan sevgisi öğretmeye çalışırken neredeyse travma yaşatacaktım:) Ya karınca ölürse.. İbrahim'in bu duygu yoğunluğu ile neler yaşayabileceğini düşündüm ve bıraktım ona dua ettirmeyi kendim içimden ''Allah'ım nolur yaşasın bu karınca'' diye dua etmeye başladım:)
Ve karınca yaşadı..:)Allah dualarımızı kabul etti. Şükürler olsun.. biraz sonra ayaklandı dolanmaya başladı fakat karıncanın ciddi bir travma yaşadığı belliydi:) dakikalarca olduğu yerde döndü durdu:) İbrahim 'Anne neden evine yavrularına gitmiyor burada dönüp duruyor?' diye sorunca, ' Sevincinden yavrum sağlığına kavuştu ya' diye cevap verdim:) Sanırım bundan böyle İbrahim artık yolda yürürken bile karıncalara yol verecek:D

Oyun hamuru ile yaptıklarımız..


Bizim dönem dönem sevdalarımız olur, ama öyle böyle sevdalar değil ölesiye bağlanırız. Rüyalarımıza girer, oyunlarımız sadece onların üzerine kurulur.Sadece onların çizgifilmleri izlenir. Bu kadar ölesiye bağlandığımızdan mıdır zaman sonra bırakıveririz bi kenara.. Hatırası vardır diye atmayız ama eskisi kadar da anmayız artık..Şimdilerde sevdamız Şimşek Mcqueen..Öyle ki;
-Ne yesek İbrahim Eren?
-Şimşek Mcqueen
-Nereye gitsek İbrahim Eren?
-Şimşek Mcqueen
-Ne yapsak İbrahim Eren?
-Şimşek Mcqueen...Bu muhabbet böyle uzar gider artık..Oyun hamurlarımızı da elimize aldığımız zaman sonuç farklı olmadı tabi:) Çaresiz Şimşek Mcqueen yapmak zorunda kaldık. Fena da olmadı hani. bende seviyorum galiba bu sevimli arabayı:) Ama İbrahim duymasın benimde favorim Mater;)Mater babasının favorisi diye onu kimseye vermiyorda:)

Hangisinin İbrahim'e ait olduğu ayırd edilebilir herhalde:)Yinede çok becerikliydi oğlum.Herhangi birşeyi yaparken mutlaka birkaç sefer yerinden kalkar, sıkılır bırakır giderdi fakat bu sefer yapılan Şimşek Mcqueen olunca hiç başından kalkmadan bitirdi:)


Bu da ben oyun hamurlarını hazırlayana kadar İbrahim Eren'in yuvarladıkları:) Pek bi korkunç görünüyor:D

3 Kasım 2008 Pazartesi

Tam 4 yil önce bugün..



Tam 4 yıl önce bugün, artık Sen vardın hayatımda...
O zamanlar bilemezdim senin gelişinin hayatımda neler değiştireceğini..
Onsuz olmaz dediğim şeylerin artık adını bile anmayacağımı, varlığına tahammül bile edemediklerimin hayatımın vazgeçilmezleri olacağını..
Hatta onlarla yaşamanın bana mutluluk vereceğini:)
Ama bunların hiçbirinden şikayetçi değilim bebeğim..

Ben seninle mutluyum..
Sana mutluluk veren herşey benim mutluluğum..
Sen annenin dualarısın..
İyiki varsin..
İyiki benimsin..